bal,bilge

2008-2021 


experimental drawings
materiality of drawing, an inquiry 
speculations
texts
atlas of drawings
acts, lines, surfaces
lectures & studios
other experiments


Index


Email
Instagram
Twitter
Estetiğin Huzursuzluğu, Tipsizlik Üzerine

Poster Bildiri
Mimarlıkta Estetik Olgusu-Güncel Açılımlar
Ders Yürütücüsü: Prof. Dr. Ayşe Şentürer 
İTÜ FBE, MTS Doktora Programı
2012-2013 Bahar Yarıyılı
Taşkışla

 
Estetik ben’i inşa eden öznel bir temsil kipi midir?
Ya da,  ben’in nesnesinin ortak olana dair temsili midir?


Tasarımın görünürlüğü ve anlaşılırlığına ilişkin genel bir rejimi ifade eden “estetik” kavramı, kendi de bu rejimin biçimlerine ait olan, yorumlayıcı ve tanımlayıcı bir söylem kipine işaret eder. Kökeninde, öznellik ve nesnellik arasında gidip gelen ortak değerlerle kavranabilen, anlamlandırılan ve yorumlanan bir olguyu tanımlar ve tam da bu tanımlama görevinden dolayı suçlanır. Çünkü, estetik söylem, seyreden özne ile nesne arasındaki saf karşılaşmayı ortadan kaldırır. Ancak günümüzün anti-estetik söylemi, eski suçlamayı tersine çevirir ve bu kez estetiği toplumsal ayrım yaratmadığı için suçlar. Bu çağdaş söyleme göre, artık estetik, sanatın yüceliklerini ve sıradan hayatın imgelerini bir araya getirerek, eski ayrımı ortadan kaldırır. Dolayısıyla estetik, farklı sınıfların farklı beğenileri ve duyuları olmasını savunan bir toplumsal düzeni tehdit eden, huzursuzluk yaratan bir öğeye dönüşür ve böylece, sanattaki yasa koyucu insan doğası ile, herkesin hiyerarşik olarak durması gerektiği yeri ve beğenileri belirleyen toplumsal doğayı birbirine bağlayan düzeni yok eder. “Yeni düzensizliğin düşüncesi” olan estetiğin yarattığı rahatsızlık, yeni bir hayat formu oluşturmak isteyen,  özgürleşme vaat eden, kendi içinde bir politika taşıyan
estetiğin rahatsızlığı olarak okunabilir: Huzursuzluk, beğenilmeme ve hoşnutsuzluk.

Estetik deneyimin öznesi varlık, özü olan ‘ben’ ve ben’in temsili, formu olan “beden” arasındaki mesafe iki farklı pozisyonu ortaya çıkarır: Onayan[dışsal bilgiye yakın] ve eleştirel/otantik olan[içten gelen]. Ve ben; kendi temsilini tasarlama ve kontrol edebilme erk’lerini keşfettiği andan itibaren bedene sahip olur/olamaz. Ya özünü bedene ya da bedenini özüne uydurur. İçten gelen dürtü [otantik olma, içsel kavrayış, anlama, ait olma duygusu, benimseme ve anlamlandırma, algılama, özgürlük, mesafe koyma] ile dıştan gelen bilgi [ortak beğeni, çevresel değerler, evrenselsel geçerlilik ve yasalar, ölçütler,
yapma tarzları, ampirik zevk, seyreden öznenin arzuları ve düşünceleri, itaat ] arasındaki çekişme, gerilimli ilişki kendini bedende, kabukta, deride bulur.  Algılanan nesne[beden] ile algılayan özne[ben] dışsal bilgiye yakın pozisyon alıp beden
üzerinde uzlaşırsa [consensus] zaman ve mekânda mevcut olma biçimi olarak form standart olana yaklaşır. Ben’i kendisi yapan niteliklerden sıyrılır. Ben’in temsili, çoğunluk içerisinde erir. Ben, estetize edilir; bir ‘aura’ yaratma sorununa indirgenir. Kusursuza ulaşmaya çalışır. Stereotipleşir.  Seyreden öznenin/gözün arzu ve düşüncelerine yabancılaşırsa dışsal bilgiye mesafe koyar, uzlaşmaz [dissensuel]; kendi üzerine kapanır, ulaşılamaz bir konumu vardır. Bütün ilişkileri askıya alır, özdeşsizdir, edilgenlik duygularını taşır; uzlaşmazlık pratiğinin ürettiği eleştiridir.

Bu bildiride, tipleşme  yaratıcılığa engel olarak ele alanır. Tip[siz] olana ise yaratıcılık atfedilir.  Tip[siz], direngen bir formdur.
ÖTEKİdir. Beden, tasarımcının serbest gücüne ve üretime içkinliğe teslim olur. Temsiliyet kurallarından ve algısal kodlardan kopar. Ben’in temsili güçlü bir ben’dir, kendine anlam atfeder. Temsil edilen ile temsil arasında beden; “ontik bir bütünlük” kurar.  Ortak dili, temsili, beğeniyi ise bozar. Önceden tanımlanmış imgeyi geçersiz kılar. Bu pozisyon alma, yaratıcı süreçlere kapı açan bir potansiyel aralık olarak yorumlanabilir: değiş-tokuş, sınır ihlalleri ve yer değiştirmeler.


29 Mayıs 2013